02 Şubat 2026 - Pazartesi

Bu Çağın En Gürültülü Sessizliği: Yaltakçılık

Her çağ, insanı başka bir yerinden sınar. Kimi çağda insan kılıçla terbiye edilir, kimi çağda açlıkla, kimi çağda korkuyla. Bizim çağımızda ise insan, kişiliksizliğin makyajlanmış hâliyle sınanıyor. Adı yüksek sesle söylenmeyen ama her yerde karşımıza çık

Yazar - Ahmet İpin
Okuma Süresi: 3 dk.
Ahmet İpin

Ahmet İpin

-
Google News

 

 

Yaltakçılık; sadece bir davranış biçimi değildir. Bir duruş kaybıdır. İnsanın omurgasını, ihtiyaca göre eğip bükmesidir. Haklıdan yana değil, güçlüden yana saf tutmaktır. Doğruyu savunmak yerine, doğruya en yakın koltuğa oturmaya çalışmaktır. Bu yüzden bu çağda fikirler değil, pozisyonlar konuşur; ahlak değil, avantaj tartılır.

Dün yanından geçerken yüzüne bakılmayan insanlar vardır. Selamı fazla görülür, sözü değersiz sayılır. Ama ne zaman ki maddi olarak güçlenir ya da bir makamın üzerine oturur, işte o zaman etraf kalabalıklaşır. Dün yok sayanlar bugün el sıkmak için sıraya girer. Dün arkadan konuşanlar bugün önden eğilir. İnsan değişmez derler; oysa değişen insandır, sadece menfaat görünür hâle gelince maskeler düşer.

Benim tabiatım bu oyuna yatkın değildir. Bu bir erdem iddiası değil, bir karakter gerçeğidir. Ben düşenin yanında dururum. Gücü olmayanın sesine kulak veririm. Aşağıda olana dokunurum. Çünkü insanı yukarıdayken herkes sever; mesele, aşağıdayken kimin yanında durduğudur. Güçlüyle aynı karede görünmek kolaydır. Zor olan, güçsüzle aynı kaderi paylaşabilmektir.

Bugün çevreme baktığımda şunu net görüyorum: İnsanlar, insanı değil koltuğu seviyor. Koltuk, karakterin önüne geçmiş durumda. Vicdan, dosya arasında; ahlak, ajandanın kenarında sıkışmış. Herkes bir yerlere “yakın” olmanın hesabını yapıyor. Kimse doğru yerde durmanın bedelini ödemek istemiyor. Çünkü bu çağda doğru olmak pahalı, yaltakçılık ise ucuz.

Oysa koltuklar kalıcı değildir. Üzerine oturulan her makam, altından çekilmeye mahkûmdur. Mal mülk, sahibini değil; sahibinin kimliğini test eder. Ama karakter, insanın tek tapusudur. Onu devredemezsin, satamazsın, miras bırakamazsın. Kaybedersen de geri alamazsın.

Belki de en acı gerçek şudur: Bu çağda kaybedenler, karakterini koruyanlardır. Kazanıyor gibi görünenlerin büyük kısmı ise sadece ertelenmiş bir yalnızlık biriktirir. Koltuk gider, kalabalık dağılır, alkış susar. Geriye kalan tek şey, insanın kendisiyle baş başa kaldığı o sessizliktir. Ve o sessizlikte, yaltakçılıkla yükselenlerin çoğu aynaya bakamaz.

Eğer zamanında koltuğun, malın, makamın bu kadar kutsandığını daha iyi bilseydim; belki ben de rüzgâra göre yön belirlerdim. Belki ben de eğilmeyi marifet sanırdım. Ama ben insanı seçtim. Eğilerek yükselmektense, dimdik durarak yalnız kalmayı tercih ettim.

Çünkü biliyorum: Herkesin ayakta alkışladığı bir dünyada, asıl mesele ayakta kalabilmektir.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.