Gazeteci Neden Hep Günah Keçisi?
Bir trafik kazası olur, gazeteci oradadır.

Gölge Kalem
-
Bir trafik kazası olur, gazeteci oradadır.
Bir sel felaketi yaşanır, gazeteci oradadır.
Deprem olur, yangın çıkar, bir bina çöker, bir hastanede acil durum yaşanır…
Gazeteci yine oradadır.
Çünkü gazetecinin işi, herkesin olay yerinden uzaklaşmaya çalıştığı anda oraya gitmektir.
İnsanların korkuyla kaçtığı, sirenlerin yükseldiği, belirsizliğin hâkim olduğu yerde gazeteci; kamerasını, mikrofonunu, kalemini alıp gerçeğin peşine düşer.
Peki sonra ne olur?
Çoğu zaman suçlanan yine gazeteci olur.
“Niye çekiyorsun?”
“Burada ne işin var?”
“Çekme!”
“Yayınlama!”
Bazen hakaret…
Bazen tehdit…
Bazen de fiziksel saldırı.
Peki neden?
Mitolojide kahramanın yolculuğu, kahramanın sıradan dünyasından ayrılıp bilinmeyene doğru yola çıkmasıyla başlar.
Gazetecinin yolculuğu da aslında biraz böyledir.
Telefon gelir.
Bir kaza olmuştur.
Bir yangın çıkmıştır.
Bir deprem meydana gelmiştir.
Bir olay yaşanmıştır.
Gazeteci yerinden kalkar ve yola çıkar.
Çünkü bilir ki insanlar o olayın ne olduğunu öğrenmek isteyecektir.
Kahramanın yolculuğundaki çağrı neyse, gazeteci için de haber ihbarı odur.
Ve gazeteci çoğu zaman bu çağrıya cevap verir.
Ne hava şartlarını düşünür ne mesai saatini ne de olay yerindeki riskleri…
Çünkü bilir:
Haber, beklemez.
Bugünlerde gazetecinin karşısındaki en büyük engellerden biri de olayın kendisi değil, bazen olay yerindeki insanlardır.
Yangın vardır.
İtfaiye müdahale etmektedir.
Hastalar tahliye edilmektedir.
Yakınları endişe içindedir.
Ortalık zaten yeterince gergindir.
Ama bir de gazetecinin üzerine yürüyenler çıkar.
Son olarak Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin kardiyoloji bölümünde klimadan kaynaklı yangın çıktı.
İtfaiye ekipleri olay yerine müdahale etti.
Hastalar tedbir amacıyla tahliye edildi.
Bütün bunlar yaşanırken orada bulunan gazeteci arkadaşımız da görevini yapıyordu.
Ve iddiaya göre, hastanenin güvenlik görevlisinin saldırısına maruz kaldı.
Şimdi sormak gerekiyor:
Neden?
Gazeteci orada ne yapıyordu?
Gazetecilik yapıyordu.
Olayı görüntülüyor, kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyordu.
Yangını gazeteci çıkarmadı.
İtfaiyeyi gazeteci çağırmadı.
Hastaları gazeteci tahliye etmedi.
Gazeteci sadece toplumun haber alma hakkı için oradaydı.
Peki neden hedef haline geldi?
Asıl sınav burada başlıyor
Kahramanın yolculuğunda kahraman, yolun bir noktasında büyük bir sınavla karşılaşır.
Gazetecinin sınavı da çoğu zaman tam burada başlıyor.
Bir tarafta olay…
Diğer tarafta “çekme” diyenler.
Bir tarafta kamuoyunun haber alma hakkı…
Diğer tarafta gazetecinin önüne çekilen görünmez duvarlar.
Bir tarafta görevini yapmaya çalışan gazeteci…
Diğer tarafta görevi gazeteciyi engellemek olmayan insanların müdahalesi.
Burada çok net bir ayrım yapmak gerekiyor.
Elbette hastaneler hassas alanlardır.
Hastaların mahremiyeti korunmalıdır.
Güvenlik tedbirleri alınmalıdır.
Çocukların, hastaların, yaralıların görüntülerinin gelişigüzel paylaşılmaması gerekir.
Bunların hepsi doğrudur.
Ancak mahremiyet ile gazetecinin görevini engellemek aynı şey değildir.
Bir gazetecinin görevini yapmasını engellemenin, hakaret etmenin, tehdit etmenin veya fiziksel saldırıda bulunmanın hiçbir makul gerekçesi olamaz.
Bir sorun varsa hukuk vardır.
Bir görüntünün yayınlanmasıyla ilgili itiraz varsa hukuk vardır.
Bir kişinin mahremiyeti ihlal ediliyorsa hukuk vardır.
Ama gazeteciyi dövmek, itmek, tehdit etmek veya hakaret etmek hukuk değildir.
Bu, başka bir sorundur.
Gazeteci neden günah keçisi?
Belki de en büyük yanılgımız burada.
Bir olay olduğunda herkes bir sorumlu arıyor.
Kaza oldu; biri suçlanacak.
Yangın çıktı; biri suçlanacak.
Bir kurumda aksaklık yaşandı; biri suçlanacak.
Ve bazen en kolay hedef gazeteci oluyor.
Çünkü gazeteci oradadır.
Kamerası görünür.
Mikrofonu görünür.
Soruları duyulur.
Üstelik gazeteci gördüğünü anlatır.
İşte tam da bu yüzden bazıları gazeteciyi olayın sebebi zannediyor.
Oysa gazeteci çoğu zaman olayın sebebi değil, tanığıdır.
Gazeteci yangını çıkarmaz.
Yangının neden çıktığını sorar.
Gazeteci kazayı yapmaz.
Kazanın nasıl olduğunu araştırır.
Gazeteci seli getirmez.
Selin etkilediği insanları gösterir.
Gazeteci depremi tetiklemez.
Depremin yıktığı hayatları anlatır.
Ve çoğu zaman herkes sustuğunda gazeteci konuşur.
Bugün bir gazeteciye saldırmak yalnızca o gazeteciye saldırmak değildir.
Aslında toplumun haber alma hakkına dokunmaktır.
Çünkü gazeteci orada olmazsa, yaşananları kim anlatacak?
İtfaiyenin müdahalesini kim görüntüleyecek?
Tahliye edilen hastaları kim haber yapacak?
Yetkililere kim soru soracak?
Eksiklik varsa kim gündeme getirecek?
Yanlış varsa kim kamuoyuna duyuracak?
Gazetecinin görevi alkışlanmak değildir.
Gazetecinin görevi rahatsız edici sorular da sorabilmektir.
Bazen kurumların hoşuna gitmeyen görüntüleri göstermek, bazen yetkililerin duymak istemediği soruları sormaktır.
Ama bütün bunları yaparken gazetecinin de uyması gereken hukuk kuralları vardır.
Gazeteci hukuk içinde görev yapar.
Karşılığında da aynı hukuki korumayı görmelidir.
Çünkü demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir.
Demokrasi; insanların doğru bilgiye ulaşabilmesi, gazetecinin soru sorabilmesi ve kamu adına olup biteni takip edebilmesiyle de güçlenir.
Bugün Van'da bir hastanenin önünde görevini yapan bir gazeteciye yönelen saldırı iddiasını konuşuyoruz.
Yarın başka bir şehirde başka bir gazeteciye saldırılabilir.
Öbür gün bir itfaiye olayında…
Sonraki gün bir trafik kazasında…
Daha sonra bir adliye önünde…
Mesele artık tek bir gazeteci değildir.
Mesele, gazetecinin görev yapıp yapamayacağıdır.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Gazeteci neden hep günah keçisi ilan ediliyor?
Gazeteci olayın suçlusu değildir.
Gazeteci çoğu zaman olayın tanığıdır.
Ve unutmayalım:
Gazetecinin kamerasını susturduğunuzda yangın sönmez.
Gazeteciyi susturduğunuzda gerçek ortadan kaybolmaz.
Sadece toplumun o gerçeği öğrenme ihtimalini azaltırsınız.
Oysa gazetecinin görevi tam da budur:
Gerçeğin peşinden gitmek.
Ne pahasına olursa olsun değil…
Hukuk içinde, cesaretle ve mesleğinin onuruyla.
Çünkü bazıları olay yerinden uzaklaşırken gazeteci oraya doğru yürür.
Kahramanın yolculuğunda olduğu gibi…
Çağrıyı duyar.
Yola çıkar.
Engellerle karşılaşır.
Sınanır.
Ama geri dönmez.
Çünkü bilir ki onun elindeki kamera yalnızca bir kamera değildir.
Toplumun hafızasıdır.
Ve o hafızayı korumak, yalnızca gazetecinin değil, hepimizin sorumluluğudur.
